Sevgili okurlar,
Son zamanlarda hepimiz biraz fazla hızlanmış gibi değil miyiz? Sabah kalkıyoruz, bir koşturma başlıyor ve günün nasıl geçtiğini anlamadan akşam oluyor. Yapılacaklar listesi uzuyor, mesajlar birikiyor, sürekli bir yerlere yetişme hissi… Ama çoğu zaman durup kendimize şunu sormuyoruz: Gerçekten neye yetişmeye çalışıyoruz?
Gün içinde yaptığımız pek çok şeyi otomatik yapıyoruz aslında. Kahve içerken telefona bakıyoruz, yürürken düşüncelerimiz başka yerde oluyor, biriyle konuşurken bile tam olarak orada olmayabiliyoruz. Sanki hep bir sonraki ana odaklı yaşıyoruz. Ama bu da bir süre sonra hem zihni yoruyor hem de yaptığımız şeylerden aldığımız hissi azaltıyor.
Belki de mesele her şeyi hızlandırmak değil, bazı şeyleri yavaşlatmak. Yavaşlamak dediğimiz şey büyük bir değişim olmak zorunda değil. Sadece yaptığın şeyi fark ederek yapmak. Birkaç dakikalığına bile olsa acele etmemek. Gün içinde küçük boşluklar bırakmak.
Garip olan şu ki, bunu denediğimizde ilk başta zor geliyor. Çünkü alışmışız sürekli bir şeylerle meşgul olmaya. Ama biraz zaman geçince fark ediyorsun; aslında daha sakin hissediyorsun. Daha az yoruluyorsun. Ve en önemlisi, yaptığın şeyin içinde gerçekten olabiliyorsun.
Belki de hayatı biraz daha yavaş yaşamak, bir şeyleri kaçırmak değil; tam tersine, kaçırdığımız şeyleri fark etmeye başlamak. Küçük anları, detayları, basit şeylerin verdiği hissi…
Bugün kendine küçük bir deneme yapabilirsin. Çok büyük bir değişiklik değil. Sadece bir an seç ve onu acele etmeden yaşa. Telefonsuz, dikkatin dağılmadan. Belki bir kahve, belki kısa bir yürüyüş…
Bazen gerçekten ihtiyacımız olan şey daha fazlası değil, biraz yavaşlamak.



