Şiir bazen sadece okunmaz; çözülür. Hatta bazı şiirler vardır ki şair, kelimeleri öyle bir dizer ki ortaya adeta edebî bir bulmaca çıkar. Bunun en meşhur örneklerinden biri, Yavuz Sultan Selim’e atfedilen şu dörtlüktür:  

Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur  

Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur  

Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur  

Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur  

Bu dörtlüğü ilginç kılan yalnızca taşıdığı anlam değil, kelimelerin kuruluş biçimidir. Dizeler, belirli kelime gruplarının farklı yönlerde takip edilebileceği bir düzen içinde kurulmuştur. Böylece şiir, alışılmış doğrusal okumanın ötesine geçerek kendi içinde ikinci bir okuma imkânı yaratır. Kelimeler yalnızca bir anlamı taşımakla kalmaz, aynı zamanda şiirin mimarisini de oluşturur. Bu yönüyle metin, yüzyıllar öncesinden bugünün “kelime oyunlarına” göz kırpan zarif bir edebî kurguya dönüşür.  

Bu teknik, kaynaklarda vezn-i âher adıyla anılıyor; Yavuz Sultan Selim’e atfedilen metin ise bu tarzın en meşhur örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Üstelik hikâye burada bitmiyor. Yüzyıllar sonra bu klasik dörtlük, Sagopa Kajmer’in “Gölge Haramiler” parçasında yeniden karşımıza çıkıyor. Böylece 16. yüzyılın şiir anlayışı ile modern Türkçe rap aynı masada buluşuyor.  

Kısacası Yavuz Sultan Selim bize şunu gösteriyor: İyi kelime seçimi önemlidir; ama kelimeleri nereye koyduğunuz bazen daha da önemlidir. Sagopa da belli ki bu tahtadaki oyunu fark edenlerden.