Herkes Aynı Şekilde mi Hayal Kuruyor?

Bir an için kırmızı bir elma düşünün.

Muhtemelen oldukça basit bir istek gibi geliyor. Ama aslında burada ilginç bir soru var: Elmayı düşündüğünüzde tam olarak ne oluyor? Sadece kırmızı, yuvarlak bir meyve olduğunu mu biliyorsunuz, yoksa gerçekten gözünüzün önüne bir elma geliyor mu? Rengini, üzerindeki ışığı, gölgesini görebiliyor musunuz? Hatta isterseniz onu hareket ettirebilir, ikiye bölebilir ya da masadan düşerken izleyebilir misiniz?

Ben uzun süre insanların hayal kurarken aşağı yukarı aynı şeyi yaşadığını düşünüyordum. Meğer durum hiç de öyle değilmiş.

Zihnimizde görüntüler oluşturabilme becerisine zihinsel imgeleme (mental imagery) deniyor ve bu beceri insandan insana ciddi ölçüde değişebiliyor. Bu farklılığın iki ucunda ise son yıllarda giderek daha fazla konuşulan iki kavram var: afantazi (aphantasia) ve hiperfantazi (hyperphantasia).¹

Afantazi, en basit anlatımıyla, kişinin zihninde görsel bir görüntü oluşturamaması ya da bunu çok sınırlı şekilde yapabilmesi. Örneğin afantazisi olan birinden gün batımını hayal etmesini istediğinizde, kişi elbette gün batımının ne olduğunu biliyor. Güneşin ufka yaklaştığını, gökyüzünün turuncu ve kırmızı tonlarına dönebileceğini, önünde bir deniz olduğunu düşünebiliyor. Fakat bunları düşünürken zihninde gerçekten bir gün batımı görüntüsü oluşmayabiliyor.

Burada önemli bir ayrım var. Afantazi, hayal gücünün olmaması demek değil. Bir insan zihninde görüntü görmeden de yaratıcı olabilir, hikâye yazabilir, geçmişini hatırlayabilir veya geleceği hakkında hayaller kurabilir. Yani aslında kişi hayal ediyor; sadece bunu bizim “zihin gözü” dediğimiz görsel deneyim eşliğinde yaşamıyor.

Spektrumun diğer ucunda ise hiperfantazi var.

Hiperfantazide zihinsel görüntüler çok daha canlı. Örneğin bir orman düşünüldüğünde yalnızca ağaçlardan oluşan genel bir görüntü değil; yaprakların rengi, dalların arasından geçen ışık, yerde oluşan gölgeler gibi ayrıntılar da zihinde belirebiliyor. Üstelik görüntüler her zaman bir fotoğraf gibi sabit kalmıyor. Hareket edebiliyorlar.

Şöyle bir cümle düşünelim: “Beyaz bir odadaki sarı tenis topu yere iki kez çarptı ve yatağın altına yuvarlandı.”

Bazı insanlar bu cümleyi okurken yalnızca anlatılan olayı anlıyor. Bazılarının zihninde ise gerçekten bir sahne başlıyor. Oda beliriyor, top sekmeye başlıyor, ardından yatak ortaya çıkıyor ve top onun altına giriyor. Hatta zihin, cümlede hiç söylenmeyen ayrıntıları kendi kendine ekleyebiliyor. Yatağın örtüsü kahverengi olabilir, yatak odanın sağ tarafında durabilir veya ışık soldaki hayalî bir pencereden geliyor olabilir. Bunların hiçbirini metin söylemediği halde sahne bir şekilde tamamlanıyor.

Bence meselenin en ilginç tarafı da burada başlıyor. Çünkü bu durumda aynı cümleyi okuyan iki kişi, ne olduğunu tamamen doğru anlamasına rağmen zihninde aynı şeyi yaşamıyor.

Bu farklılığın kitap okuma deneyimini etkileyip etkilemediği de araştırılmış. Williams ve Suggate'ın 2024 yılında yayımlanan çalışmasında afantazi, orta düzey zihinsel imgeleme ve hiperfantazi özellikleri gösteren kişilerin okuma deneyimleri karşılaştırılıyor. Çalışma, zihinsel görüntülerin canlılığı ile kişinin hikâyenin dünyasına kapılması arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor.²

Yine 2024'te Consciousness and Cognition dergisinde yayımlanan başka bir araştırmada afantazili kişilerin hikâyeye daha az kapıldıkları ve karakterlerle daha düşük düzeyde duygusal etkileşim bildirdikleri görülmüş. Buna karşılık genel olarak kitap okumayı sevme veya okuma alışkanlığı konusunda belirgin bir fark bulunmamış.³

Dolayısıyla buradan “hiperfantazisi olan insanlar kitap okumayı daha çok sever” gibi kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Fakat hiperfantazinin kitap okuma biçimini değiştirebileceğini söylemek mümkün.

Çünkü bazı okuyucular için kitap yalnızca kelimelerden oluşmuyor. Karakterin yüzü oluşuyor, yürüdüğü sokak şekilleniyor, ışığın nereden geldiği belli oluyor. Karakter yürümeye başladığında görüntü de hareket ediyor. Yeni bir mekâna geçtiğinde sanki kamera da onunla birlikte başka bir yere geçiyor. Bir bakıma kişi kitabı okurken aynı anda kendi zihninde o kitabın filmini çekiyor.

Belki de bu yüzden “Okurken kafanda canlanıyor mu?” sorusu sandığımızdan çok daha ilginç bir soru.

Aynı kitabı okuyabiliriz. Aynı karakterleri tanıyabilir, aynı olaylara üzülebilir veya aynı son karşısında şaşırabiliriz. Ama bütün bunlar olurken zihnimizin içinde açılan dünya, birbirinden tamamen farklı olabilir.

Kaynaklar

  1. Zeman, A. (2024). Aphantasia and hyperphantasia: Exploring imagery vividness extremes. Trends in Cognitive Sciences, 28(5), 467–480.
  2. Williams, R. & Suggate, S. P. (2024). Latent Profiles of Visual Imagery: Aphantasics, Mid-Range Imagers, and Hyperphantasics Experience Reading Differently. Imagination, Cognition and Personality, 44(2), 168–194.
  3. Speed, L. J., Eekhof, L. S. & Mak, M. (2024). The role of visual imagery in story reading: Evidence from aphantasia. Consciousness and Cognition, 118, 103645.