Muhabbet Üzerine Bir Muhabbet

 Bir arkadaşın önerdiği kitabı bitirince bazen ilk yapmak istediğiniz şey ona yazmaktır. Bizim Muhabbet sohbetimiz de böyle başladı. Virginia Evans’ın romanını ikimiz de çok sevdik; ardından Sybil’i, mektuplarını ve bize kendimizden hatırlattıklarını konuşmak istedik. Bu kez sohbetimizi yazıya taşıdık.

Sybil’i ilk tanıdığınızda ne hissettiniz? Kitabın sonunda bu duygu değişti mi?

  1. Su: Başlangıçta Sybil’i soğuk, mesafeli, hatta huysuz buldum. İnsanlardan ve duygulardan uzak duruyor gibiydi; kendimle pek bağdaştıramadım. Sonra iç dünyasını tanıdıkça fikrim değişti. Bence duygusuz değildi, duygularından kaçıyordu. Evlatlık olduğunu öğrenmesinden evlat kaybına uzanan hikâyesini okurken, o mesafenin kendini koruma biçimi olduğunu düşündüm.

Beste: Kendimi bildim bileli mektup yazma fikri bana hep çok sıcak gelmiştir. Hatta çocukluğumda İstanbul’da yaşayan halamla ara ara mektuplaşırdık. Belki de bu yüzden kitabın ilk sayfalarından itibaren Sybil’e çok ısındım. Evet Sybil, oldukça net çizgileri ve huysuzlukları olan bir karakter; günlük hayatımda karşılaşsam ve onu bu kadar tanımasam sevmekte zorlanabilirdim. Ama kitap boyunca duyguları o kadar sahici geçti ki sonlara geldiğimde bir roman karakterinden çok, gerçekten bir yerlerde yaşamış biri gibi hissettirdi. Bu yüzden Sybil’e dair ilk duygum değişmekten çok güçlendi diyebilirim. Ben Sybil’i gerçekten çok sevdim.

Mektuplar Sybil için yakınlık kurmanın mı, mesafeyi korumanın mı bir yoluydu?

  1. Su: Bana daha çok konfor alanından çıkmadan iletişim kurma yolu gibi geldi. Yazarken içini rahatlatıyor ama yüz yüze bir bağın getireceği duygulardan da korunabiliyordu. Biyolojik annesinin geride bıraktığı mektubu düşününce, bu alışkanlığın başlangıcını da orada aradım. Sanki mektuplar, hem bağ kurma isteğini hem kaçma ihtiyacını taşıyordu.

Beste: Aslında her ikisi de olabilir diye düşünüyorum. İnsan bazen söyleyemediklerini kağıda çok daha rahat aktarabiliyor; yazmak çoğu zaman iyi de geliyor. Ama bir yandan, karşımızdakinin yazdıklarımızı bizim hissettiğimiz gibi okuyamayacağını da biliyoruz. Bu yüzden mektuplar yakınlık kurarken belli bir mesafeyi de koruyor. Sybil’de de bunu görüyoruz. En yakın arkadaşına gün içinde yaşadığı en küçük şeyi bile açıklıkla anlatırken, hayata veda etmek üzere olan eski eşine söylenememiş sözleri var. Sanırım zorlandığımız alanlarda, ne kadar yakın olmak istesek de kendimize bir mesafe yaratabiliyoruz. Sybil’in de tam olarak bunu yaşadığını düşünüyorum.

Sizi en çok hangi mektup etkiledi?

  1. Su: En çok, sonunda kaybettiği oğluna yazdığı mektup… Yıllardır taşıdığı suçluluğu dile getirmesi beni etkiledi. Bana hayatı oğlunun öldüğü yerde durmuş gibi geldi. Kızına yazması da bu yüzden çok önemliydi: Kendi acısının içinde diğer çocuklarından nasıl uzaklaştığını görmeye başladığını düşündüm. Eşine söyleyemedikleri ise tamamlanamamış bir vedanın hüznünü bıraktı.

Beste: Aslında beni etkileyen birçok mektup var. Ama birini seçmem gerekirse, eski eşine yazmaya çalıştığı ama bir türlü yazamadığı mektubu söyleyebilirim. Sybil, pişmanlıkları, suçluluk duygusu ve aslında söyleyemediği sözlerle tam olarak içimizden biri. Bu mektup da bütün bu duyguları çok güçlü bir şekilde tamamlıyor ve kitabın vurucu sonlarından birini oluşturuyor.

Sybil’in kendini affetme meselesi size ne düşündürdü?

  1. Su: Ebeveynlerimizin de zor hayatlar yaşamış olabileceğini düşündüm. Onlar da bir zamanlar gençti; belki hayatları istedikleri gibi ilerlemedi. Kendimizi affetmenin başkasını affetmekten daha zor olduğunu hissediyorum. Kendimize kızdığımız şeyler, başka olayların içinden yeniden çıkıyor; dönüp aynı noktaya geliyoruz. Yine de Sybil’in hikâyesi bana değişmek için geç olmayabileceğini hatırlattı.

Beste: İlk düşündüğüm şey Sybil adına mutlu olmak oldu. Gerçekten büyük bir acısı ve buna bağlı olarak ağır bir yükü var. Böyle bir yükle yaşarken kendini affetmek ve yaşadıklarıyla yüzleşmek hiç kolay değil. Bunu başarabilmiş olmasını cesur ve ilham verici buluyorum.

Kitabı bitirince kime yazmak istediniz?

  1. Su: Önce Beste’ye! Kitabı bana öyle güzel anlatmıştı ki bitirir bitirmez onunla konuşmak istedim. Sonra annem ve babam geldi aklıma. Pişmanlıkları varsa, bir zamanlar onların da yalnızca iki genç insan olduğunu hatırlatmak istedim. Ebeveyn olmadan önceki hâllerini ne kadar az düşündüğümü fark ettim. Aynı Sybil’in bir zamanlar yalnızca genç bir kız olduğunu ve hatalar yaptığını dile getirmesi gibi…

Beste: Ben bazen çok etkilendiğim kitapları bitirince, duygularımı anlattığım videolar çekiyorum. Muhabbet’i bitirdiğimde de ilk yaptığım şey buydu. Tabii yarım saat ağlamamın geçmesini beklememi saymıyorum. :) O anki düşüncelerimi ve hissettiklerimi aslında ilerideki kendime anlatmak istedim. Sonrasında kitabı aileme ve arkadaşlarıma da önerdim. Özellikle Meral’e önerip onun da kitabı benim kadar sevmesi beni çok mutlu etti. Umarım sizler de okursunuz!

 

Muhabbet, hayatını mektuplarla paylaşan Sybil Van Antwerp’in geçmişiyle ve kendisiyle yüzleşmesinin hikâyesi. Yakınlarına, dostlarına ve yazarlara yazdığı satırlar boyunca onu tanırken, kayıplarının ve söyleyemediklerinin ilişkilerine nasıl yansıdığını da görüyoruz. Mektuplar bazen insanlarla arasındaki mesafeyi koruyor, bazen de yıllardır kapalı tuttuğu bir kapıyı aralıyor. Sybil’in hikâyesi bize ebeveynlerimizin de bir zamanlar genç olduğunu, hata yaptığını ve bazı kırgınlıkları sessizce taşıdığını hatırlatıyor. Biz kitabı bitirdiğimizde, hem onları hem kendimizi biraz daha anlayışla düşünmek istedik. Belki de bu yüzden Muhabbet üzerine konuşmak, sonunda hayatımızdaki insanlarla konuşma isteğine dönüştü.