Günümüzde zaman çok hızlı akıyor ve zihnimiz bitmek bilmeyen görevler, teslim tarihleri ve randevularla dolup taşıyor. Zihnimiz bu kadar kalabalık olunca unutmaya başlıyor ve bir süre sonra da hiçbir şeye yetişemediğimizi hissediyoruz. İşte tam bu noktada bir çözüm önerim var: “ajanda kullanmak”.

Çoğumuz ajandaların ne için kullanıldığını aslında biliyoruz. Günlük aktiviteleri, yapılacak işleri ve önemli tarihleri not almak… Kısacası neyi, ne zaman yapacağımızı düzene oturtmak. Ajanda, yapılacak işlerin takibini kolaylaştırırken aynı zamanda zamanı daha verimli kullanmamızı da sağlıyor.

Ama ajanda kullanımının genelde gözden kaçan bir faydası daha var: Stres yönetimi.

Gün içerisinde yapılması gereken her şeyi akılda tutmaya çalışmak, zihnin arka planında sürekli çalışan bir sesin olmasına neden oluyor. Bunun yerine bu sesleri kâğıda aktardığınızda zihniniz biraz olsun dinleniyor.

Ajanda sayesinde hayatınız ve günlük yaşantınız üzerinde az da olsa bir kontrol hissi yakalıyorsunuz. Ne yapacağınızı bilmek, belirsizliği azaltmak kendiliğinden stresi de azaltıyor. 

Ama burada önemli bir denge var.

Ajandanızı planlarken kendinize çok katı kurallar koymak veya günün her saatini planlamak. 

Bu durum bir süre sonra tam tersi etki yaratabiliyor. Planlar bazen sizden kaynaklı olmayan nedenlerle aksayabiliyor ve bu da “ajanda kullanmak bana göre değil” diye hissetmenize ve yarıda bırakmanıza neden olabiliyor.

O yüzden kendinize alan bırakın. Ajandayı planlayan sizsiniz, bu bir baskı mekanizması değil. Esneklik payı bıraktığınızda, ajanda sizin için stres kaynağı olmaktan çıkıp sizi destekleyen, yol gösteren bir araca dönüşecek.