Üzerine yıllarca konuştuğumuz İzlanda’ya sonunda ekip olarak gidebildik. Daha önce aynı arkadaşlarımla Kuzey Norveç gezisi gerçekleştirmiştim. Bunun üzerinden tam olarak 7 sene geçmiş.. Neyse İzlanda’ya dönelim :)
Bu sefer hem fotoğraf ekipmanı hem de motivasyon olarak daha iyiydik. Hedefimiz Ring Road diye tabir edilen Ada etrafında tam tur dolanan yolu tamamlamaktı. Bu yol ort olarak 1.400km ama biz 4bin kmnin üzerinde yol yaptık. Rotamıza rota kattık desek yeridir :)
Adaya indiğimiz günün akşamı bizi harika bir ışık fırtınası karşıladı. Tabii ki hava inanılmaz derecede rüzgarlı ve bir o kadar da soğuktu. Bizi mutlu eden şey ise gökyüzünde bulut olmaması ve ışıklardı tabii ki. O soğuk havada yaklaşık 3 saat dışarıda çekim gerçekleştirdik.
Geceyi böyle geçirdikten sonra 17 Ocak sabahı erkenden yola koyulduk. Kış dönemi olduğundan, gün aydınlığı olabildiğince az oluyor. Güneş 10 gibi doğarken 16 gibi batıyordu. Karanlıkta yol aldıktan sonra güne Blue Lagoon’de başladık. 2-3 saatlik kaplıca deneyimi gerçekten harikaydı.

Kaplıcadan sonra artık biraz yol yapıp hedeflediğimiz noktalara ulaşmaya başladık. Yol üzerinde Kerid kraterine uğradıktan sonra soluğu Geysir bölgesinde aldık. Yaklaşık olarak 30 metre yüksekliğe fışkıran suları izlemek oldukça keyifliydi. Günün kapanışını ise Gullfoss şelalesinde gerçekleştirdik. Sonrasında kalacağımız noktaya geçtik.
18 Ocak tarihinde uğrayacağımız çok nokta olduğundan güne yine karanlıkta başladık.
İşte o gün gerçekten İzlanda fırtınasını hissettiğimiz gündü. Rüzgar o kadar sertti ki yağmurdan yüzümün acıdığını hatırlıyorum. Güne Seljalandfoss şelalesinde başladık. Hemen onun ardından en ünlü şelalelerden birisi olan Skogafoss şelalesine uğradık. Alt tarafında biraz çekim yaptıktan sonra rüzgara rağmen üşenmeyip 527 basamak çıkarak şelalenin en üstüne çıktık :)

Şelalelerden sonra sırada meşhur uçak enkazı vardı. Bu sefer kumlar rüzgardan dolayı acıtmaya başladı.

Uçak enkazından sonra sırada siyah kumsala yukardan bakma zamanı gelmişti. Zaman kaybetmeden hemen o noktaya doğru harekete geçtik.

En son durağımız ise Vik yakınlarındaki Reynisdrangar bölgesiydi. Bu konuda biraz şanslıyız çünkü 10 şubat itibariyle bu özel yere veda ettik tepelikte yaşanan bir çökmeden dolayı. Artık sadece hafızalarda kaldı.

Bir sonraki gün Hofn bölgesine doğru yola koyulduk. Kapalı geçen 2 günün ardından sonunda güzel bir gündoğumu ile güne başlamak çok iyi geldi.

Gündoğumunun olduğu alanda Yoda Cave diye tabir edilen mağarayı da es geçmedik tabii ki.

Tekrardan hedeflediğimiz noktalara doğru yola çıktık. Biraz yolculuktan sonra Lav tarlasında kısa bir mola verdik ve sonunda güzel havayı yakalamışken droneyi yukarı gönderdik.

Ülkenin her yerinden su aktığı için sonraki durağımız yine bir kanyon ve şelale oldu. Sonraki noktamız ise Glacier bölgesi idi. Zamanımız kısıtlı olduğundan sadece birkaç fotoğraf çekip tekrardan yola çıktık.

Buzul bölgesinden sonra hemen yanındaki meşhur Diamond Beach’e uğradık. Kısa bir fotoğraf molasından sonra geceyi geçireceğimiz Hofn bölgesine doğru geçtik.

Bizi heyecanlandıran durum ise güneşte yaşanan patlamaydı, çünkü 2003 yılından beri yaşanan en büyük patlamaydı. Bunun ise ışıklar üzerindeki etkisi inanılmaz boyuttaydı. Kuzey ışıklarını çok kez izleyen birisi olarak diyebilirim ki, o akşam gerçekten efsaneydi.


Ve sonunda adanın güneyinden ayrılıp kuzeyine çıkma vakti gelmişti ama biz hala önceki gecenin etkisinde kalmıştık. Yaklaşık 3 saatlik bir uykuyla yola çıktık. Önümüzde neredeyse tamamı buzlanmış yaklaşık 600kmlik bir yol vardı. Geçtiğimiz yollar, manzaralar gerçekten harika bir deneyimdi.


Soğuk havayı iyice soluduktan sonra uğruna rotamızdan 2 saat saptığımız Arctic Henge bölgesine vardık. Hava inanılmaz derecede puslu ve kapalıydı ama konum harikaydı.

Sonrasında kalacağımız Husavik bölgesine doğru yola çıktık.
Kaldığımız bölge balina gözlemiyle ünlü bir şehirdi ama maalesef ki bizim onun için vaktimiz yoktu çünkü adanın kuzeybatısı diye tabir edilen Westfjord bölgesine doğru yola çıkmamız gerekiyordu. Yolumuz yine çok ama çok uzundu.
Biraz yorulduğumuz için sabah kaldığımız yerde biraz oyalandık.

Limanda günü karşıladıktan sonra yolumuza devam ettik. Sıradaki durağımız yol üzerindeki Hverfell krateriydi. Gerçekten büyüleyici bir görseli vardı.

Ondan sonraki durağımız ise yine bir şelaleydi :)

Sonrasında yolda kısa kısa duruşlar yaparak kalacağımız yere vardık. Yolu güzelleştiren şeylerden birisi ise tabii ki ışıklardı.

Sonraki günümüz aslında kuş uçuşu olarak kısa olsa da fjordların girintisi çıkıntısından dolayı çok uzun sürecekti. Westfjordu komple turladık, yaklaşık 550km yol :)

Yorucu bir yolculuktan sonra kalacağımız yere ulaştık. Hava parçalı bulutluydu ve yine beklenen görsel şölen başladı.

Güzel bir gecenin ardından gün doğumu ile tekrardan yola koyulduk. Artık son günlere girmiştik. Güneşli bir havayı yakalamışken yol kenarındaki atları es geçmedik. Güne atları severek başlamak çok ama çok iyi geldi.


Ve sonunda hedeflediğimiz nokta olan Kirkjufell bölgesine ulaştık. Geziye gitmeden önce bile orada Kuzey ışıklarını görürsek başka bir şey istemeyiz diyorduk. Işık fırtınası yine o kadar kuvvetliydi ki resmen pozlamamızı patlattı.
Güne başlangıcımızı da yine Kirkjufell bölgesinde yaptık. Gerçekten büyüleyici bir konum, gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı.

Bu güzel yeri bırakıp başkente doğru yola çıktık.
Ve sonunda uzun ve yorucu bir ada turundan sonra başkent Reykjavik’e vardık.

Gerçekten insan görmeyi özlediğimizi farkettik :) Kısa bir şehir turu yaptıktan sonra acaba Kilise ile ışıkları görebilir miyiz umuduyla beklemeye başladık. Rüzgar tabii ki yine çok sertti. Çok istediğimiz olmadı ama hiç yoktan iyidir diyoruz.

Ve tatilin bitişi ve havalimanına geçiş..
Gerçekten dolu dolu 10 gün geçirdik, oldukça yorucuydu yani gün başına ortalama olarak 400km yol yapmışız ama her kilometresine değdi.



